Namaz
Namaz, tekbir ile başlayıp
selâm ile son bulan, belli fiil ve sözleri içine alan bir ibadettir.
Allah'a karşı tesbîh, ta'zîm ve şükrün ifadesidir.
Namaz,
Kur'an'da doksandan fazla ayette zikredilir. Önceki şeriatlerde beş vakit
namaz yoktu. Ancak vakitleri belirsiz genel anlamda namaz vardı. Namaz,
hicretten bir buçuk yıl kadar önce Mi'rac (Isrâ) gecesinde farz
kılınmıştır. Enes b. Mâlik'ten rivâyete göre özet olarak şöyle
demiştir:
"Hz. Peygamber (s.a.s)'e İsrâ gecesi, namaz elli
vakit olarak farz kılındı. Sonra azaltıldı ve beş vakte düşürüldü. Sonra
şöyle seslenildi: Ey Muhammed, şüphesiz bizim nezdimizdeki söz bir
değişikliğe uğramaz. Senin için bu beş vakit namaz, elli vakit namazın
karşılığıdır" (Buhâri, Salat, 76, Enbiya, 5; Müslim, Iman, 263; Ahmed b.
Hanbel, V,122,143). Her güzel amele on katıecir verileceği şu ayetle
sabittir: "Kim bir iyilik yaparsa, ona bunun on katı ecir vardır" (el
Enam, 6/160; ayrıca bk. en-Neml, 27/89; el-Kasas, 28/84). Beş vakit namaz
farz kılınmadan önce, Hz. Peygamber'in ibadet tarzı Cenâb-ı Hakk'ın
yaratıklarını düşünmek, Allah'ın yüceliğini tefekkür etmek şeklinde idi.
Sabah ve akşam ikişer rekat hâlinde namaz kıldığı da nakledilir. Daha
önceki ümmetlerin de namaz ibadeti vardır. Kur'an-ı Kerim'de Lokman
aleyhisselâmın oğluna namazı emretmesi (Lokman, 31/17), Hz. Ibrahim'in
Hicaz'ın güvenliği için dua ederken namazdan söz etmesi (Ibrâhim,14/37),
Yüce Allâh'ın, Tur dağında ilk vahiy sırasında Hz. Mûsa'dan namaz
kılmasını istemesi (Tahâ, 20/14) örnek verilebilir.
İslâmda
namazın meşrûluğu Kitap, Sünnet ve İcmâ'ya dayanır.
Kur'an-ı
Kerim'in birçok yerinde; namazı kılınız ve zekâtı veriniz" buyurulur.
"Bütün namazları ve orta namazı muhafaza edin" (el-Bakara, 2/238).
"Şüphesiz namaz, müminlere, vakitle belirlenmiş olarak farz kılınmıştır"
(en-Nisa, 4/103).
"Oysa onlar, tevhid inancına yönelerek, dini
yalnız Allah'a tahsis ederek O'na kulluk etmek, namazı kılmak ve zekatı
vermekle emr olunmuşlardır. Işte doğru din budur" (el-Beyyine, 98/5).
"Namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'a samimiyetle bağlanın. O, sizin
mevlânızdır. O, ne güzel mevlâ ve ne güzel yardımcıdır" (el-Hacc,
22/78).
Sünnetten delil: Bu konuda rivâyet edilmiş çok sayıda
hadis vardır. Bu Hadislerden bazıları şunlardır: "Ibn Ömer (r.a)'den
rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Islâm
beş temel üzerine kurulmuştur: Allah'tan başka bir ilâh bulunmadığına, Hz.
Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât
vermek, haccetmek ve Ramazan orucunu tutmaktır" (Buhârî, Iman,1, 2;
Müslim, Imân, 19-22).
Hz. Peygamber (s.a.s), Muaz b. Cebel
(r.a)'i Yemen'e gönderirken ona şöyle buyurmuştur: "Sen ehli kitap olan
bir topluma gidiyorsun. Onları ilk önce Allah'a kulluk etmeğe çağır.
Allah'ı tanırlarsa, Allah'ın onlara gecede ve gündüzde beş vakit namazı
farz kıldığını söyle. Namazı kılarlarsa; Allahın onlara, zenginlerinden
alınıp yoksullara verilmek üzere zekâtı farz kıldığını söyle. İtaat
ederlerse, bunu onlardan al, insanların mallarının en iyisini alma,
mazlumun bedduasından sakın. Çünkü onun duasıyla Allah arasında perde
yoktur" (Buhârî, Zekât, 41, 63, Meğâzî, 60, Tevhîd, 1; Nesâî, Zekât, 1;
Dârimî, Zekât, I ).
Diğer yandan İslâm ümmeti, bir gün ve
gecede beş vakit namazın farz olduğu konusunda görüş birliği
içindedir.
Namaz ergenlik çağına gelmiş, akıllı her müslümanın
üzerine farzdır. Fakat yedi yaşına gelmiş olan çocuklar da namaz kılmakla
emredilir. On yaşına geldikleri halde namaz kılmazlarsa el ile hafifçe
dövülebilirler. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Çocuklarınıza yedi
yaşında namaz kılmalarını emredin, on yaşına girince bundan dolayı dövün
ve o yaşda yataklarını ayırın" (Ebû Dâvûd Salât, 26; Ahmed b. Hanbel, II,
180, 187).
Bir günle gece içinde farz olan namazların sayısı
beştir. Yalnızca, vitir veya bayram namazları vacib hükmündedir. Bir
bedevi ile ilgili olarak rivayet edilen şu hadis beş vakit farz namaza
delildir: "Bir gün bir gecede farz olan namazlar beştir " Bedevî; "Benim
üzerimde bundan başka bir borç var mıdır?" diye sorunca, Allah'ın Resulu
şöyle cevap vermiştir:
"Hayır kendiliğinden nafile olarak
kılarsan bu müstesnadır". Bunun üzerine bedevî: "Seni hak olarak gönderen
Allah'a yemin olsun ki, bundan ne fazla ne de eksik yaparım" dedi. Bunun
üzerine Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurdu: "Eğer doğru söylüyorsa bu
adam kurtulmuştur" (Buhârî, Imân, 34, Şehâdât, 26; Müslim, Imân,
8,10,15,17,18; Ebû Dâvûd, Salât, 1).
NAMAZIN ŞARTLARI
Namazın şartları deyince, onlar olmadan namazın da
olmayacağı şeyler anlaşılır. Bir şeyi ayakta tutan ana parçaların
herbirine "rukün" dendiği için, namazın şartlarından, namaza başladıktan
sonra olanlarına aynı zamanda namazın rukünleri denir. Hepsine birden
namazın farzları da denir.
Namazın şartları, yani namaza
başlamadan önceki farzlar beş tanedir:
l. Hadesten, yani hükmî
pislikten temizlik.
2.Necasetten, yani hakiki pislikten
temizlik.
3.Avret sayılan bölgeleri örtmek.
4.Namazı
Kıbleye dönerek kılmak.
5.Her namazı kendi vaktinde
kılmak.
Namazın rükünleri, yani namaza başladıktan sonraki
farzlar yedi tanedir:
1. Niyyet, yani kıldığı namazın hangi
namaz olduğunu bilmek.
2. Başlangıçtekbiri.
3. Farz
namazları ayakta kılmak.
4. Namazda Kur'ân dan mutlaka bir
parça okumak.
5. Rukû', yani ayakta iken belden
eğilmek.
6. Secde, yani alnını yere değdirmek.
7.
Son oturuşta "Tahiyyât" okuyacak kadar durmak.
Namazın gerek
şartlarının, gerekse rukünlerinin hepsi farz olduğu için, bunlarsız farz
namaz düşünülemez. Birisi dahi bulunmazsa namaz batıl olur, yani tümden
gider. Onun için bunların herbiri hakkında biraz bilgi vermek
gerekir.
Hükmî Pislikten (Hadesten)
Temizlik
Temizlik bölümünde de gördüğümüz gibi hades, hükmî
olan, yani varsayılan pislik, ya da manevî olan pislik demektir ki.
cünüplük ve abdestsizlikten ibarettir. Buna göre âdeti ve lohusalığı biten
ve cünüp olan mükellefin yıkanması, abdesti bulunmayanın da abdest alması,
bunları yapamıyorsa teyemmüm etmesi gerekir. Namaza ancak böyle
başlayabilir.
Gerçek Pislikten (Necasetten)
Temizlik
Namaz kılanın hem vücudu ve elbisesinin, hem de namaz
kılacağı yerin temiz olması demektir. Pis olan şeyler bölümünde kaba ve
hafif sayılan pislikleri görmüş, onların ne kadarının namaza engel
olacağını ve nasıl temizleneceklerini anlatmıştık. Oraya bakılmalı.
Vücudundaki ya da elbisesindeki pisliği giderecek bir şey bulamayan kimse,
namazını çıplak değil, pis olan elbise ile beraber kılar.
Avret
Olan Yerlerini Örtmek
Namazda kadının yüz, el ve ayakları
dışındaki yerlerinden, erkeğin ise göbekle diz kapağı arasından, bir
organın dörtte biri kadar açık olması namaza engeldir. Tenin rengini
gösteren elbise, hiç giyilmemiş gibidir. Elbisenin dar olup organları
belli etmesi halinde, rengini göstermiyorsa namaza engel değildir, ancak
mekruhtur. Bu konu daha geniş olarak "Avret ve Örtü" bölümünde ele
alınacaktır.
Kıbleye Dönmek
Kıble; ön yön demektir.
Namaz kılarken Kâbe'ye dönüldügü için Kâbe'ye "Kıble" denmiştir. Kâbe şu
andaki Mekke sehrinde bulunan ve Allah'ın emriyle ilk defa Hz. Ibrahim
Peygamber (a.s.) tarafından yapılıp, sonraları birkaç kez tamir gören, küp
şeklinde dört duvar bir yapıdır. Taşının ve maddesinin bir olağanüstü yönü
yoktur. Ancak duvarında Cennet'ten çıktığı rivayet edilen Siyah Taş
(Haceru'l-Esved) vardır ve Kâbe, bütün dünya müslümanlarını bir noktaya
yönelttigi için "tevhid" in, yani Allah'ı birlemenin sembolüdür ve bu
bakımdan herşeyden daha değerlidir.
Kâbe'nin etrafında
bulunanların kıblesi, Kâbe'nin bizzat kendisidir. Kâbe'den uzaklarda olup
onu göremeyecek olanların kıblesi ise kâbe'nin bulunduğu yöndür. Tam
Kâbe'ye isabet edememeleri zarar vermez.
Namaz kılacağı yerde
Kıble'nin hangi tarafa olduğunu bilmeyen, soracak kimse de yoksa, kendi
imkânları oranında araştırma yapar ve kanaat ettiği yöne doğru kılar.
Kılarken görüşü değişirse, o yöne doğru döner. Namaz bittikten sonra hata
ettiğini anlasa da namazı tekrarlamaz. Ama araştırma yapmadan rastgele bir
yöne dönmekle Kâbe'ye isabet ettirse dahi namazı caiz
olmaz.
Düşman gibi bir şeyden korkan, hasta, bağlı, ya da binek
üzeride bulunan kimselerin, dönmeye güç yetirebildkleri yön, kendi
kıbleleridir.
Vakit
Her namazı kendi vaktinde kılmak
şarttır. Sabah namazının vakti; ikinci fecir, yani şafağın doğuşundan
Güneşin Doğuşuna kadar olan süre, Öglenin vakti; zevâlden, yani gölgenin
en kısa olup uzamaya başladığı andan, her şeyin gölgesi, zevâl gölgesi
dışında, kendisinin iki misline ulaştığı ana kadardır. Imam-ı Azam
dışındaki imamlara göre ise, herşeyin gölgesi, zevâl gölgesi dışında,
kendisinin bir misli olmasına kadardır. Ikindinin vakti; ögle vaktinin
bitiminden Güneşin batışına kadarki süre, Akşamın vakti; Güneşin
batışından, batıdaki kızıllığın ve onun arkasından beliren beyaz şafağın
kayboluşuna kadarki süre; Yatsının ve vitrin vakti; Akşam vaktinin
bitişinden, ikinci fecire, yani şafağın doğuşuna kadarki süredir. Ancak
vitir yatsıdan önce kılınmaz. Bu vakitler Güneşe göre hesaplandığı,
Güneşin hareketleri de astronomi ilmince bilinebildiği için, bunların
takvime göse tesbiti daha kolaydır.
Müstehap
Vakitler:
Bazı vakitlerde namazı geciktirmek, ya da acele etmek
müstehaptır: Meselâ:
1. Sabah namazını; selâm verdiğinde abdest
alıp Fâtiha'dan başka kırk âyet okunacak bir namaz daha kılacak zaman
kalacak şekilde geciktirmek.
2. Ögleyi, yaz sıcaklarında gün
ortası harareti geçinceye kadar ertelemek.
3. Ikindiyi, Güneşin
sararma zamanına kalmayacak kadar geciktirmek.
4. Yatsıyi
gecenin son üçte birine kadar geciktirmek.
5. Uyanabileceğinden
eminse, vitri gecenin sonuna kadar geciktirmek.
6. Kışın öğleyi
acele kılmak.
7. Akşamı, yıldız karışımından önce
kılmak.
8. Bulutlu günlerde. ikindi ve yatsı namazlarını acele
kılmak.
9. Bulutlu günlerde ikindi ve yatsının dışındaki
namazları geciktirmek müstehaptır. (Bu son iki madde zamanın takvimsiz
hesaplanmasına göredir.)
Mekruh ya da Haram
Vakitler:
Bazı vakitlerde namaz kılınmaz. Bunlar:
1.
Güneş'in doğmaya başlamasından, bir mızrak boyu yükselişine kadar.
(Ülkemizde yaklaşık 45 dakika).
2. Öğleyin güneş tam tepede
bulunduğu zaman, (ögleden yaklaşık onbeş dakika öncesinden öğle ezanına
kadar.)
3. Güneş sararmaya başladığı andan batıncaya kadar,
(yaklaşık kırkbeş dakika). O anda yalnız o günün ikindisinin farzı
kılınabilir.
4. Sabah ve ikindi namazlarından sonra tavaf ve
nafile namazı kılmak. (Kaza ve cenaze namazı kılınabilir, tilâvet secdesi
yapılır).
5. Ikinci fecrin doğuşundan sabahın farzını kılıncaya
kadar, sabahın sünnetinden başka nafile namaz kılmak.
6.
Akşamın vaktinde, akşamı kılmadan önce nafile kılmak.
7. Hutbe
okunurken nafile kılmak.
8. Bayram günü bayram namazından önce
namaz kılmak.
9. Arefe ve Müzdelife'den başka bir yerde, bir
özürle de olsa iki vakti birleştirerek kılmak.
Bunların ilk üçü
haram, geri kalanları mekruhtur:
Niyyet
Namazın
niyyeti, yapmakta olduğu hareketin namaz kılmak olduğunu ve hangi namazı
kılacağını bilmekten ibarettir. Meselâ ikindi namazını kılmak için kıbleye
dönen bir adam tekbir için ellerini kaldırırken ikindinin, meselâ,
sünnetini düşünüp, kendisi için tekbir almakta olduğu bu kılacağı namazın,
ikindinin sünneti olduğuna içinden karar vermesi niyyettir ve bu bir anlık
meseledir. Dilden söylemesine gerek olmadığı gibi bu güzel de değildir.
Çünkü niyyet kalbin işidir. Insanın dili birşey söylerken kalbi başka şey
söylerse, niyyet, dilinin dediği değil, kalbinin dediğidir. Bu yüzden
niyyeti kalbinden yapan, mutlaka isabet eder, ama diliyle yapan kalbi
başka şey söylerse isabet etmeyebilir. Onun için eski âlimler dil ile
niyyeti bid'at saymışlar ve bunu, ne peygamber, ne onun arkadaşları, ne de
onları özleyen tâbiin yapmıştır. (bk. imam Rabbanî, Mektubât.) Öyleyse biz
de yapmamalıyız, demişlerdir. Gerçekten de niyyetin dil ile yapılması,
sadece son devir kitaplarında ve ilmihallerinde görülen bir şeydir Oruç ve
diğer ibadetler için de durum
aynıdır.
BaşlangıçTekbiri
Namaza, Allah'ın
yüceliğini bildiren bir kelime ile başlamak namazın şartlarındandır. Buna
iftitah (başlangıç) tekbiri ya da "tahrîme" denir. Niyyetin hemen
arkasından elleri kaldırırken "Allahû Ekber" diyerek yapılır. Daha namaza
başlarken, namaz kılana Allah'ın en büyük olduğu söylettirilirken sanki;
namazının faydasını Allah'a yönelik sanma, O en büyüktür, buna ihtiyacı
yoktur, namaz yine senin içindir, dedirtilmiş olur.
Ayakta
Durmak (Kıyam)
Bir özrü olmayan mükellefin farz ve vacip olan
namazları ayakta kılması da farzdır. Nafile namazları ise ayakta kılmak
şart değildir, oturarak da kılabilir, ancak sevabı daha az
olur.
Kur'ân Okumak (Kiraat)
Farz namazların ilk iki
rekatlarında Kur'ân-ı Kerîm'den bir parça okumak da farzdır. Dolayısı ile
bu farzın yerine gelmesine yetecek kadar Kur'ân âyetini ezbere bilmek de
farz olmuş olur. Bu farz, Kur'ân'ın neresinden olursa olsun, üç kısa âyet
kadar okumakla yerine gelmiş olur. Meselâ her rekatta okunan "fâtiha" ile
bu farz da yerine getirilmiş olur. Bizzât fâtihanın okunması ise ayrıca
vaciptir. Yeri gelince görülecektir.
Rukû'
(Eğilmek)
"Rukû" eğilmek demektir. Namazların her rekatında en
az eller dizlere ulaşacak kadar eğilmek farzdır. Rukû, mükemmel şekliyle
baş ile göğüs yere paralel oluncaya kadar eğilmekle olur. Yalnız bu, erkek
içindir. Kadın ise sadece elleri dizlerine ulaşacak kadar
egilir.
Secde
Namazın ana bölümlerinden biri de
secdedir. Secde, Allah'ı ululayarak alnı yere koymaktır. Bu kadarı
farzdır. Alınla beraber burnun da yere değmesi, ellerin de yere konması
vaciptir, yani secdenin tam ve mükemmel olması için
gereklidır.
Secde edilen yerin temiz ve katı olması gerekir.
Pamuk, kar, saman gibi yumuşak olup yerin sertliğini duyurmayan şeyler
üzerine secde yapılmaz. Ayrıca secde yeri, ayakların basıldığı yerden
yarım zira'dan, yani 20- 30 cm.'den yüksek olmamalıdır.
Son
Oturuş
Kıldığı namaza göre son rekatın bitiminde "tahiyyat"
okuyacak kadar oturmak da farzdır. Tahiyyatı okumak ise vaciptir. Yerinde
görülecektir.
Buraya kadar sayılan altı temel, namazın ana
iskeletini oluşturor. Bunlardan biri dahi olmasa namaz batıl, yani asılsız
olur. Vacipler ise namazın ikinci derecede kuvvetli bölümleridir. Farzları
tamam olan bir namazın vacipleri bulunmasa namaz sayılır, ancak eksik ve
yaralı bereli bir namaz olur. Vacipleri bilerek terkederse günah işlemiş
olur, ama namaz yine tamamdır. Vaciplerden sonra da sünnetler ve
müstehaplar gelir.
NAMAZIN SÜNNETLERİ
Namazın sünnetleri; önem bakımından vaciplerden sonra
gelen, kasten ya da unutarak terkedilmeleri halinde namaz bozulmayan ya da
yanılma secdesi gerekmeyen, ama kasten terkedilmeleri, alınacak sevabı
azaltan davranışlardır. Namazın mükemmel olmasını sağlarlar. Namazın en
güçlü sünneti farz namazları cemaatle kılmaktır. Bunun farz olduğunu
söyleyenler de vardır. Diğer sünnetler şunlardır:
1.
Başlangıçtekbirinde parmakları açarak elleri kaldırmak.
2.
Tekbirleri imamın açıktan söylemesi.
3. Tekbirin arkasından
"sübhaneke" okumak.
4. "Sübhaneke"den sonra "e'ûzü"
okumak.
5. Her "fâtiha" dan önce "besmele"
çekmek.
6. "Fâtiha"dan sonra gizlice "âmin"
demek.
7. Elini göbeğinin altından bağlamak. (Kadınlar
göğüslerinin üzerinden bağlarlar.)
8. Sağ elini sol elinin
üzerine bağlamak.
9. Rukû'a giderken tekbir almak, yani "Allahü
ekber" demek.
10. Rukû'da üç kere "tesbih" okumak (sübhane
Rabbiye'1-azîm demek).
11. Rukû'dan kalkarken tekbir
almak.
12. Rukû'da diz kapaklarını elleriyle kavramak.
(Kadınlar dizlerini tutmayıp, ellerini dizlerinin üzerine koymakla
yetinirler).
13. Rukû'da ellerinin parmaklarını aralıklı
bırakmak.
14. Secdeler için tekbir almak.
15.
Secdelerde üç kere "tesbih" okumak (Sübhane Rabbiye'1-A'lâ
demek).
16. Secdelerde ellerini ve dizlerini yere
koymak.
17. Oturuşlarda erkeklerin sol ayağı yatırıp sağ ayağı
dikmesi. (kadınlar sol kalça üzerine oturarak iki ayaklarını birden sağa
doğru çıkartırlar).
18. Rukû'dan sonraki kalkışta dosdoğru
oluncaya kadar dikilmek (Kavme).
19. Iki secde arasında
birazcık oturmak (celse).
20. Son oturuşta "tahiyyât"tan sonra
Peygamberimize "salât ve selâm" ("salli" ve "barik")
okumak.
21. "Salat ve selâm'dan sonra, kendine, ana-Babasına ve
bütün müminlere duâ etmek. (Rabbenâ âtina... okumak).
NAMAZIN
VACİPLERİ
l. Fâtihayı okumak.
2. Farzların ilk iki
rekatında, sünnetlerin her rekatında Fâtiha'ya en kısalarından üç âyet, ya
da en kısa üç âyet kadar bir uzun âyet eklemek.
3. Fâtiha'yı bu
ekledigi âyetlerden önce okumak.
4. Namazın diğer rukünlerinde
de sırayı gözetmek.
5. "Ta'dili erkânı" yerine
getirmek.
6. Ikiden çok rekatlı namazların birinci
oturuşu.
7. Her iki oturuşta da "tahiyyât"
okumak.
8. "es-Selâmü aleyküm ve rahmetullah" diyerek selâm
vermek.
9. Vitir namazında "kunut" duâsını
okumak.
10. Bayram namazlarında ilâve tekbirleri
söylemek.
11. Namazdan kendi fiili ile çıkmak.
12.
Imamın açık okunacak yerde açık, gizli okunacak yerde de gizli
okuması.
13. Namazda nelerin farz; nelerin vacip olduğunu
bilmek.
Bu sayılan vaciplerden biri kasten terkedilirse günah
islenmiş olunur, ama namaz yine tamamdır. Unutarak terkedilirse "yanılma
(sehiv) secdesi" yapılır.
"Ta'dil-i erkân"; namaz kılarken
rukû'a gidişte, rukû'dan kalkista, secdeye gidişte, secdeden kalkışta ve
tekrar secdeye gidişte organlar yerlesecek şekilde hareket etmek ve
mesela, daha tam doğrulmadan öbür harekete geçmemektir.
Yanılma
secdesi (secde-i sehiv) son oturuşta sadece "tahiyyat"ı okuduktan sonra,
sağa sola selâm verip, iki secde daha yaparak "tahiyyat" ı tekrar okuyup,
"salli", "barik" duâlarını da okuduktan sonra tekrar selâm vermekle
yapılır. Genel kural olarak:
"Farzların geciktirilmesi,
vaciplerin ise hem geciktirilmesi hem de terkedilmesi yanılma secdesini
gerektirir." Bu yüzden farzların da vaciplerin de iyi bilinmesi
gerekir.
Örnek olarak: Namazda ayakta durmak farzdır. Birinci
oturuşta, tahiyyatı okuyup kalkmak gerekirken, "salli" ve "barik"
duâlarından unutarak en az üç kelime ya da daha fazla okuyan, ayakta durma
farzını geciktirmiş olur, bu yüzden namazın sonunda "yanılma secdesi"
yapması gerekir.
NAMAZ ÇEŞİTLERİ: NAMAZ DÖRT KISMA
AYRILIR.
1. Farz-ı ayn olan namazlar. Beş vakit namaz ve cuma
namazı gibi. Bunların her yükümlü için bizzat yerine getirilmesi
gerekir.
2. Farz-ı kifâye olan namaz. Cenâze namazı gibi. Bu,
topluluk tarafından yapılması istenilen bir emirdir. Topluluktan bir kısmı
bunu yerine getirince, diğerlerinden sorumluluk kalkar. Eğer bunu hiç
kimse yerine getirmezse hepsi günahkâr olur. Allah yolunda cihad, iyıliği
emir kötülüğü yasak etme, müslümanlar arasında bir halife seçme de bu
çeşit farzlardandır (Şâfiî, er-Risâle, Kahire 1960, s. 54, 55, 363, 364;
Ebû Zehra, Usûlül-Fıkh, Terc. AbdulKadir Şener, Ankara 1986, s.
37-39).
3. Vacib olan namazlar. Vitir namazı, bayram namazları
gibi. Sübut yönünden kesin, fakat delâlet bakımından zannî olan delile
dayalı emirler vâcib hükmündedir. Bu, Hanefilerin benimsediği bir
prensiptir. Diğer mezheplerde farz ile vacib aynı anlamda kullanılır.
Onlara göre bir şey farz değilse sünnettir. Vacibin işlenmesine sevap,
terkine azap vardır. Ancak vacibi inkâr eden dinden çıkmaz.
4.
Nâfile namazlar. Farz ve vacipten fazla olarak kılınan namazlara nâfile
denir. Cenâb-ı Hakk'ın rızasını kazanmak, amacıyla kendiliğinden kılındığı
için bunlara "tatavvu"da denir. Sünnetler de nâfile içine girer. Her
sünnet nâfiledir, fakat her nafile sünnet değildir. Peygamberimizin
kıldığı nâfile namazlar sünnettir.
Namazların
Rekâtları:
Namazların rekatlarını şu şekilde sıralayabiliriz:
Sabah namazının iki rek'at sünneti, iki rek'at da farzı vardır. Öğle
namazının dört rek'at ilk sünneti, dört rek'at farzı, iki rek'at da son
sünneti vardır. Ikindi namazının dört rek'at sünneti, dört rek'at da farz
vardır. Akşam namazının üç rek'at farzı, iki rek'at da sünneti
vardır.
Yatsı namazının dört rekat ilk sünneti, dört rekat
farzı, iki rekat da vaktin sünneti adıyla başka bir sünnet
vardır.
Vitir namazı üç rekattır. Bayram namazları ise ikişer
rekattan ibarettir. Teravih namazı yirmi rekattır. Diğer nafile namazlar
da en az ikişer rekat olur.
Namazın
şartları:
Namazın geçerli olması için bazı şartların ve
rükünlerin bulunması gereklidır. Şart, sözlükte alâmet demektir. Bir terim
olarak şart; varlığı kendisinin varlığına bağlı bulunan, fakat onun gerçek
varlığından ve mâhiyetinden ayrı olan şeydir. Rükün ise, sözlükte; en
kuvvetli taraf demektir. Bir terim olarak rükün; bir şeyin varlığı
kendisine bağlı bulunan ve o şeyin esas unsur ve parçalarını teşkil eden
esaslardır. Şer'i hüküm olarak şart ve rükne farz vasfı verilir. Bunların
her ikisi de farzdır. Bu yüzden bazı fakihler bu konuya "namazın farzları"
başlığını koymuşlardır. Bir de namazın farz olmasının şartları vardır.
Bunlar müslüman olmak, büluğ çağına ulaşmak ve akıllı olmak üzere üç
tanedir (Şürünbülâlî, Merakul-Felah, s. 28; eş-Şirazî, el-Muhezzeb, 1, 53;
Ibn Kudâme, el-Muğni, I, 396-401; ez-Zühâylî, el-Fıkhuul-Islâmî ve
Edilletüh, Dimaşk 1405/1985, I, 563 vd)
Namazın farzları on
ikidir. Bunlardan altısı daha namaza başlamadan bulunması gereken farzlar
olup şunlardır:
1) Hadesten temizlenme 2) Necasetten
temizlenme, 3) Avret yerini örtmek, 4) Kıbleye yönelmek, 5) Vakit, 6)
Niyet. Bunlara, "namazın şartları" denir.
Diğer altısı da
namaza başladıktan sonra bulunması gereken farzlar olup şunlardır: 1)
Iftitah tekbiri, 2) Kıyam, 3) Kıraat, 4) Rükû, 5) Sücûd, 6) Son oturuşta
"et-Tehiyyâtü"yü okuyacak kadar bir süre oturmak. Bunlara da "namazın
rükünleri" denir. Bunlardan başka ta'dîl-i erkân ve namazdan kendi isteği
ile çıkmak gibi başka rükünler de vardır. İleride bunları
açıklayacağız.
Burada, önce namazın şartları üzerinde
duracağız:
1) Hadesten Temizlenme: Abdestsizlik, cünüplük,
hayız veya lohusa hallerinde bulunmaya "hades hâli" denir. Abdestsizlik
küçük hades, diğerleri büyük hadestir. Küçük veya büyük hadeslerden
temizlenmek abdest almak, yıkanmak veya teyemmüm etmekle olur. Allah`ü
Teâlâ şöyle buyurur: "Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman
yüzlerinizi, dirseklerle birlikte ellerinizi yıkayın. Başınızın bir
bölümünü meshedin. Topuklarla birlikte ayaklarınızı da (yıkayın) Eğer
cünüp iseniz iyice temizlenin " (el-Maide, 5/6).
Hz. Peygamber
de şöyle buyurmuştur: Abdest bozan kimse, abdest almadıkça Allah Teâlâ
sizden birinizin namazını kabul etmez" (Buhârî, Vüdû ; 2; Müslim, Tahâre,
2; Ahmed b. Hanbel, II, 308). Allah Teâlâ temizlenilmeksizin hiç bir
namazı kabul etmez" (Buhârî, Vüdû ; 2; Müslim, Tahâre, 1; Tirmizî, Tahâre,
1; Darimî, Vüdû', 21; Ahmed Ibn Hanbel, II, 39).
Farz, vacib,
sünnet veya nâfile tam namaz veya tilâvet yahut şükür secdesi gibi eksik
namaz için hadesten temizlenmiş olmak şarttır. Abdestsiz kılınacak bir
namaz sahih olmaz.
Namaz kılarken herhangi bir sebeple abdest
bozulsa, namaz da bozulmuş olur. Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur:
"Sizden birisi, namazda yellendiği zaman, namazdan ayrılıp abdest alsın ve
namazını iade etsin " (Ebû Dâvûd, Tahâre, 81, Salât, 187; Tirmizî, Racıâ,
12).
Hadesten temizlenme, namazın diğer şartları gibi sıhhat
şartlarındandır (bk. el-Kâsânî, Bedâyiu's-Sanâyî', I, 114 vd.;
Ibnül-Hümam, Fethul-Kadîr, I, 179 vd.).
2) Necasetten
Temizlenme: Namazdan önce bedende, elbisede veya namaz kılınacak yerde
bulunan pisliği temizlemek gerekir. Bu temizlik namazın geçerli olması
için ön şarttır. Elbisede ve namaz kılınan yerde, ayak, el ve dizler ile
sağlam görüşe göre alnın konulacağı yerde dört gramdan (1 miskal) fazla
insan dışkısı gibi katıyahut avuç içinden daha geniş alana yayılan insan
sidiği veya şarap gibi sıvı pisliğin bulunması namazın sıhhatine engel
teşkil eder. Eti yenen hayvanların veya atların sidiği ve dışkısı ise
bulaştığı bedenin veya elbisenin dörtte bir bölümünden az miktarı namaza
engel olmaz, affedilmiş sayılır. Bundan fazlasınıise, temizlemeye güç
yetince namazın sıhhatine engel olur.
Allah Teâlâ; "Elbiseni
temizle" (el-Müddessir, 74/4) buyurmuştur. Ibn Sîrin, bu temizlemenin
elbisedeki pisliğin su ile temizlemek olduğunu söylemiştir. Hz. Peygamber
Fâtıma binti Ebî Hubeyş (r.anhâ)'nın özür kanının (istihâza) hükmünü
sorması üzerine şu cevabı vermiştir: "Bu, kanama yapan bir damardır. Ay
başı değildir. Âdet zamanın geldiğinde, namazı bırak. Âdetin kadar bir
süre geçtikten sonra kanını yıka, guslet ve namaz kıl" (Buhârî, Vüdû', 63;
Hayz, 24; Müslim, Hayz, 62, 63; Ebû Dâvud, Tahâre, 107). Mescidin içinde
küçük abdest bozan bedevî için Resulullah (s.a.s); "Bu bedevinin işediği
yere kova ile su dökün " (Buhârı, Vüdû', 58, Edeb, 35, 80; Müslim, Tahâre,
98-100) buyurmuştur. Yukarıdaki ayet elbiseyi temizlemenin, ilk hadis
bedeni, ikinci hadis ise namaz kılınacak yeri temizlemenin farz olduğuna
delâlet eder.
3) Avret Yerini Örtmek:
Avret
sözlükte; eksiklik, kusur, düşmanın sızmasından korkulan zayıf mevzi,
örtülmesi gereken yer ve kadın gibi anlamlara gelir. Şer'î bir terim
olarak; bakılması haram olup, örtülmesi farı bulunan uzuvlara "avret yeri"
denir. Hanefîlere göre, insanların huzurunda avret yerinin örtülmesi icma
ile farzdır. Sağlam olan görüşe göre, tenhada örtmek de farzdır. Bir kimse
karanlık bir evde bile olsa, temiz elbisesi bulunduğu halde çıplak olarak
namaz kılsa, bu namaz sahih olmaz (Ibn Âbidîn, a.g.e., I,
375).
Yıkanma, tabiî ihtiyaç, taharetlenme gibi ihtiyaçlar
dışında, tenha bir yerde de bulunulsa, namazda veya namaz dışında avret
yerlerinin örtülmesi farzdır. Bunun delili Kitap ve Sünnettir. Allah Teâlâ
şöyle buyurur: Ey Âdemoğulları! Her mescide gelişinizde güzel
elbiselerinizi giyerek gelin" (el-A'râf, 7/31). Ibn Abbas (r.a)'a göre;
bundan kastedilen namazda giyilen temiz elbiselerdir.
Hz.
Peygamber şöyle buyurur:
"Allah Teâlâ büluğa ermiş kadının
namazını başörtüsüz kabul etmez" (Ibn Mâce, Tahâre,132; Tirmizî, Salât,
160; Ahmed b. Hanbel, VI,151, 218, 259). Ey Esma! Kadın büluğ çağına
ulaşınca, onun şu ve şu uzuvlarından başkasının görünmesi helâl ve caiz
olmaz". Hz. Peygamber bu sözleri söylerken, elleri ile yüzünü işaret
etmişti" (Ebû Dâvûd, Libâs, 31).
Erkeklerin avret yeri sayılan
uzuvları; göbekleri altından dizleri altına kadar olan kısımdır. Sağlam
görüşe göre diz kapağı da uyluktan olup avret yeri sayılır. Delil, Hz.
Peygamber'in şu hadisidir: "Erkeğin avret yeri, göbeği ile diz kapağı
arasıdır", "Göbeğinden aşağısı diz kapaklarını geçinceye kadar olan
kısımdır" (Ahmed b. Hanbel, II, 187). Başka bir delil de Darekutnî'den
rivayet edilen, Diz kapağı avret yerlerindendir" (Zeylâi, Nasbur-Râye, I,
297) anlamındaki zayıf hadistir.
Hür kadınların yüzleriyle
ellerinden başka, sarkan saçları dahil bütün bedenleri avrettir.
Yüzleriyle elleri ise ne namazda, ne de bir fitne korkusu bulunmadıkça
namaz dışında avret değildir. Ayakları konusunda ise görüş ayrılığı
vardır. Daha sağlam görülen görüşe göre, ayakları da avret değildir. Çünkü
ayaklarla yolda yürüme zarûreti vardır. Özellikle bunları örtmek yoksullar
için güçtür. Başka bir görüşe göre, bir kadının namazı, ayağının dörtte
biri nisbetinde açık bulunmasıyla bozulur, diğer bir görüşe göre ise,
ayakları namaza göre avret yeri sayılmazsa da namaz dışında avret yeri
sayılır. Bu görüş ayrılığından kurtulmak için ayakların örtülmesi daha
uygun görülmüştür. Sağlam görüşe göre, hür kadınların kolları ile
kulakları ve salıverilmiş saçları da avrettir.
Allah Teâlâ
şöyle buyurmuştur:
"Kadınlar, kendiliğinden görünen dışında,
ziynetlerini göstermesinler" (en-Nûr, 24/31). Bundan kastedilen
ziynetlerin takıldığı yerlerdir. Kadının kendiliğinden görünen yerleri ise
elleri ile yüzdür. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Kadın avrettir.
Dışarı çıktığı zaman şeytan ona gözünü diker" (Tirmizî, Radâ', 18). Diğer
yandan Allah elçisi, Esmâ (r.anhâ)'ya büluğ çağından sonra el ile yüz ve
avuçlarına işaret ederek, bu yerlerin dışındaki kısımların örtülmesini
bildirmiştir (Ebû Dâvud Libâs, 31). Hz. Âişe'den nakledilen; "Allah Teâlâ
büluğ çağına ulaşan kadının namazını başörtüsüz kabul etmez" (Ibn Mâce,
Tahâre, 132; Tirmizî, Salât,160) hadisi de, saçları örtünme kapsamına
almaktadır.
Müstehcen avret yerleri olan ön ve arka uzuvlar ile
hafif avret yeri sayılan, bu iki yer dışındaki uzuvlardan birinin tamamı
veya en az dörtte biri açık bulunur ve bu durum kasıtsız olarak iki rükün
eda edecek kadar devam ederse namaz bozulur. Çünkü bir şeyin dörtte biri
tamamı hükmündedir.
Cildin rengini gösterecek derecede ince
olan elbise ile avret yeri örtülmüş sayılmaz. Bu yüzden derinin rengini
belli edecek şekilde bulunan, dolayısıyla derinin beyazlığı veya
kırmızılığı belli olan elbise ile namaz sahih olmaz. Çünkü bununla örtünme
gerçekleşmemektedir. Eğer elbise kalın olmakla birlikte uzvu belli ederse
ve hacmi ortaya koyarsa bu, zemmedilmiş olmakla birlikte namaz sahih olur.
Çünkü bundan kaçınmak mümkün değildir (bk. Ibn Âbidîn, a.g.e, I, 375 vd.;
Zeylaî, Tebyînül-Hakâik, I, 95 vd.; Ibn Kudame, el-Muğnî, I, 599; Ibn Rüşd
Bidâyetül-Müctehid I,111; Bilmen, B. Islâm Ilmihali,109).
4)
Kıbleye Yönelmek: Namazı kıbleye doğru yönelerek kılmak şarttır. Mekke
döneminde ve Medine döneminin ilk günlerinde müslümanların kıblesi
Kudüsteki Mescid-i Aksa idi. Medine döneminde inen şu ayet-i kerime ilk
kıble, Mekke'deki Ka'be-i Muazzama'ya çevrildi: "Yüzünü Mescid-i Haram
tarafına çevir. Siz de olduğunuz yerde, yüzünüzü onun tarafına döndürünüz"
(el-Bakara" 2/144). Kâbe, Mekke'deki bilinen binadan ibaret değildir.
Ancak bu binanın yerini ifade eder. Nitekim bu kutsal yerin göklere kadar
üst tarafı ve toprağın derinliklerine kadar alt tarafı kıble yönüdür. Bu
yüzden Kâbe-i Muazzamanın yanında veya içinde bulunanlar, bunun herhangi
bir tarafına yönelerek namazlarını kılabilirler. Cemaatle namazda imamın
önüne geçmemek şartıyla, cemaat Kâbe'nin çevresinde halka olur ve hepsi
imamla birlikte namaz kılarlar.
Hz. Peygamber (s.a.s)'in Mekke
fethedildiği gün, Kâbe'ye bir kere girip içinde namaz kıldığı nakledilir.
Abdullah b. Ömer, Bilâl (r.a)'e, Allah elçisinin Kâbe'ye girdiği zaman
namaz kılıp kılmadığını sormuş, Bilâl şu cevabı vermiştir: "Evet Kâbe'ye
girince sol taraftaki iki direk arasında namaz kıldıktan sonra çıktı ve
Kâbe'nin yönüne doğru iki rek'at namaz kıldı" (Buhârî, Salât, 30; Nesâî,
Menâsik, 127; Dârimî, Menâsik, 43; Ahmed Ibn Hanbel, II, 75, III, 410, VI,
12, 13, 14).
Kâbe-i Muazzamadan uzakta bulunanların tam Kâbe'ye
yönelerek namaz kılmaları farz değildir, Kâbe tarafına yönelmeleri farz
olup, bu yeterlidir (bk. Ibn Âbidîn, a.g.e., I, 397 vd.; el-Meydânî,
el-Lübâb, I, 67; eş-Şürünbülâlî, a.g.e., s. 34; Zeylaî, Tebyinül-Hakâik,
I,100 vd.; Ibn Kudâme, el-Muğnî, I, 431 vd.). Hz. Peygamber (s.a.s); "Doğu
ile batı orası kıbledir"' (Tirmizî, Salât; 139; Nesâî, Sıyâm, 43; Ibn
Mâce, Ikâme, 56) buyurmuştur. Eğer kıblede Kâbe'nin kendisine isabet
ettirmek farz olsaydı, bir mescidde uzun bir safın sadece Kâbe'nin
hizasına rastlayan kısımdaki cemaatin namazlarının sahih olması,
diğerlerinin ise sahih olmaması gerekirdi.
NAMAZ
VAKİTLERİ:
Farz namazlar ile bunların sünnetleri, vitr,
teravih ve bayram namazları için vakit şarttır. Farz namazlar; sabah,
öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarından ibarettir. Cuma namazı da öğle
namazı yerine geçer. Namazın yükümlüye gerekli olması ve kılındığında da
geçerli sayılması kendisine bağlı olan "namaz vakitleri"ni bilmeyi
gerektirir. Bu vakitler Kitap ve Sünnetle belirlenmiştir:
1)
Sabah Namazının Vakti:
Ikinci fecrin doğmasından güneşin
doğmasına kadar olan süre, sabah namazının vaktidir. Ikinci fecir; sabaha
karşı doğu ufkunda yayılmaya başlayan bir aydınlıktan ibarettir. Bununla
sabah vakti girmiş, yatsı namazının vakti çıkmış ve oruç tutacaklar için
bu ibadet başlamış olur. Bu yüzden buna "fecr-i sadık" denir. Bunun
karşıtı, birinci fecirdir. Bu, doğu ufkunun ortasında yükseklere doğru,
iki tarafı karanlık ve uzunlamasına bir hat şeklinde yayılan bir
beyazlıktır. Bu beyazlık kısa bir süre sonra kaybolur ve kendisini bir
karanlık izler. Bundan sonra ikinci fecir doğar. Bu birinci fecre, sabahın
gerçekten girdiğini göstermemesi ve yalancı bir aydınlık olması yüzünden
"fecr-i kâzib" adı verilmiştir. Bu fecir gece hükmündedir. Bununla ne
yatsı namazı çıkmış ve ne de sabah namazı vakti girmiş olmaz. Oruç
tutacakların bu süre içinde yiyip içmeleri de caizdir.
Zira Hz.
Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: Fecir (şafak) iki tanedir. Birincisi
yemeyi içmeyi haram kılan ve kendisinde namaz kılmayı helal kılan
fecirdir. Ikincisi ise, sabah namazını kılmak caiz olmayan, fakat yemek
içmek helal olan fecr-i kâzibtir" (es-San'ânî, Sübülüs-Selâm, 2. baskı,
t.y., I,115). "Sabah namazının vakti ikinci fecrin doğmasından, güneşin
doğuşuna kadardır" (Buhârî, Mevâkît, 27; Ebû Dâvûd Salât, 2; Ibn Mâce,
Salât, 2; Nesâî, Mevâkît,15; Ahmed Ibn Hanbel, II, 210, 213,
223).
2) Öğle Namazının Vakti: Öğle vakti, güneşin gökyüzünde
çıktığı en yüksek noktadan batıya doğru meyletmesiyle başlar ve her şeyin
gölgesinin bir misli uzamasına kadar devam eder. Cisimlerin, güneş tam
tepe noktada iken yere düşen gölgesi (fey-i zeval), bunun dışındadır.
Öğlenin bu vaktine "asr-ı evvel" denir. Bu, Ebû Yusuf, Imam Muhammed,
Şâfiî, Mâlik ve Ahmed b. Hanbel'in görüşüdür. Ebû Hanîfe'ye göre ise,
öğlenin vakti, fey-i zeval dışında, cisimlerin gölgesi, iki misli
uzayıncaya kadar devam eder. Bununla öğle namazı vakti çıkmış, ikindi
vakti girmiş olur. Buna "asr-ı sânî" denir.
Hac farızasını
yerine getirmek için dünyanın her tarafından Mekke ye gelen müslümanlar,
namazlarını Harem-i Şerifte kılmaya özen
gösterirler.
Cisimlerin gölgesinin mislini hesaplamada, zeval
vaktinde bu cisimlerin sahip oldukları gölge, uzunluğu itibar etmede
uzayan gölgeye ilâve edilir.
Çoğunluk fakihlerin delili şu
hadistir: Cebrail aleyhisselâm, Hz. Peygamber'e namaz vakitlerini
öğretirken, ikinci gün her şeyin gölgesi bir misli olduğu zaman öğle
namazını kıldırmıştır (Ebû Dâvûd, Salât, 2; Tirmizî, Mevâkît,1; Nesâî,
Mevâkît, 6, 10,15; Ibn Hanbel, I, 383, III, 330; Mâlik, Muvatta', Salât,
9).
Ebû Hanîfe'nin delili ise, Hz. Peygamber'in şu hadisidir:
"Öğle namazını hava serinlediği zaman kılınız. Çünkü öğle vaktindeki
sıcaklığın şiddeti, cehennemin sıcaklığını andırır" (Buhârî, Mevâkît, 9,
10, Ezân, 18). Arabistan yöresinde sıcağın en şiddetli olduğu zaman, her
şeyin gölgesinin bir misli olduğu zamandır. Bu yüzden öğleyi yazın serine
bırakmak (ibrâd) müstehap sayılmıştır (el-Mevsilî, el-Ihtiyâr, I, 38, 39;
Zühaylî a.g.e., I,
508).
Cuma namazının vakti de, tam öğle namazının vakti
gibidir.
3) Ikindi Namazının Vakti: Ikindi vakti, öğle vaktinin
çıktığı andan itibaren başlar ve güneşin batması ile son bulur. Ikindi
vakti; çoğunluk müctehidlere göre, her şeyin gölgesinin bir misli, Ebû
Hanîfe'ye göre ise, iki misli olduğu andan itibaren başlar ve ittifakla
güneşin battığı zamana kadar devam eder. Zira Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle
buyurmuştur: "Güneş batmadan önce, ikindi namazından bir rekata yetişen
kimse, ikindi namazına yetişmiştir" (Malık, Muvatta', Vükût, 5; Ebû Dâvûd
Salât, 5; Ibn Mâce, Salât, 2; Ibn Hanbel, II, 236,
254).
Çoğunluk müctehidlere göre, ikindi namazını güneşin
sararma vaktine kadar geciktirmek mekruhtur. Çünkü Resulullah (s.a.s)
şöyle buyurmuştur: "Bu vakitte kılınan namaz münafıkların namazıdır.
Münafık oturup güneşi bekler. Güneş şeytanın iki boynuzu arasına girdiği
(batmaya yüz tuttuğu) zaman, çabuk olarak ikindiyi dört rekat kılar,
Allah'ı çok az anar" (Mâlik, Muvatta', Kurân, 46).
Islâm
âlimlerinin büyük çoğunluğuna göre Kur'an-ı Kerim'de sözü edilen "orta
namaz", ikindi namazıdır. Delil, Hz. Âişe (r.anhâ)'nin naklettiği şu
hadistir: "Hz. Peygamber (s.a.s); "Namazlara devam edin, orta namaza da
devam edin" (el-Bakara, 2/238) ayetini okudu. "orta namaz ise ikindi
namazıdır" buyurdu (Ebû Dâvûd Salât, 5; Ibn Hanbel, V, 8; Ibn Kesîr,
Muhtaşaru Tefsirî Ibn Kesîr. thk. M. Ali es-Sâbûnî, Beyrut 1981, I, 218).
Ikindi namazına "orta namaz" denmesi iki adet geceye ait, iki adet de
gündüze ait namazın arasında bulunması yüzündendir.
4) Akşam
Namazının Vakti: Akşam namazının vakti, güneş yuvarlağının tam olarak
batmasıyla başlar ve şafağın kaybolması ile sona erer. Ebû Hanîfe'ye göre,
şafak, akşamleyin batı ufkundaki kızartıdan sonra meydana gelen
beyazlıktır. Ebû Yusuf, Imam Muhammed ve Hanefiler dışındaki diğer üç
mezhep ile Ebû Hanîfe'den başka bir rivayete göre ise şafak, ufukta
meydana gelen kızıllıktan ibarettir. Bu kızıllık gidince, akşam namazının
vakti çıkmış olur. Delil, Ibn Ömer'in; "Şafak, ufuktaki kırmızılıktır"
(es-San'ânî, Sûbûtüs-Selâm, I, 106) sözüdür. Hanefilerde fetvaya esas olan
görüş Ebû Yusuf ve Imam Muhammed'in görüşüdür.
5) Yatsı
Namazının Vakti:
Yatsının vakti, kırmızı şafağın kaybolduğu
andan itibaren başlar ve ikinci fecrin doğmasına kadar devam eder. Ikinci
fecir doğunca yatsının vakti çıkmış olur. Delil, Ibn Ömer (r.a)'den
rivayet edilen şu hadistir: "Şafak kırmızılıktır. Şafak kaybolunca namaz
kılmak farz olur" (es-Sanânî, a.g.e., I,114). Başka bir delil, Ebû Katade
hadisidir: "Uyku halinde kusur yoktur. Kusur ancak, diğer namazın vakti
gelinceye kadar namazı kılmayandadır" (Müslim, Mesâcid,
311).
Yatsı namazını gecenin üçte birine kadar geciktirmek
müstehaptır. Gecenin yarısına kadar geciktirmek mübah, bir özür
bulunmadıkça ikinci fecre kadar geciktirmek ise mekruhtur. Çünkü bu
durumda namazı kaçırmaktan korkulur.
Vitir namazının vaktinin
başlangıcı, yatsı namazından sonradır. Vitrin sonu ise, ikinci fecrin
doğmasından biraz önceye kadardır.
Vitir namazını,
uyanacağından emin olmayan kimse için uyumadan önce kılmak, uyanacağından
emin olan kimse için ise, gecenin sonuna kadar geciktirmek daha
faziletlidir.
Teravih namazının vakti, tercih edilen görüşe
göre, yatsı namazından sonradır, sabah namazının vaktine kadar devam eder.
Teravih, vitir namazından önce de, sonra da kılınabilir. Ancak yatsı
namazı kılınmadan önce teravih namazı kılınsa, iadesi gerekir. Bayram
namazlarının vakti, güneş doğup, kerahet vakti çıktıktan sonra başlar,
güneşin gökyüzünde en yüksek noktaya çıkışına (istivâ) kadar devam eder.
Ramazan bayramı namazı, bir özür sebebiyle birinci gün istivâ zamanından
önce kılınamazsa, ikinci gün istivâ zamanına kadar kılınır, artık özür
bulunmasa da üçüncü gün kılınamaz. Kurban bayramı namazı ise, bir özür
sebebiyle, birinci gün kılınamazsa ikinci gün kılınır. Ikinci gün de bir
özür sebebiyle kılınamazsa üçüncü gün istivâ zamanına kadar kılınır. Bu
namazları bir özür bulunmaksızın böyle ikinci veya üçüncü güne bırakmak
ise çirkin bir ameldir. Bu bayram namazları, istivâ zamanından veya zeval
vaktinden sonra ise hiç bir halde kılınamaz. Kazaları da caiz değildir
(namaz vakitleri için bk. Ibnül-Hümâm, Fethul-Kadîr, I, 151-160; Ibn
Âbidîn, Reddül-Muhtâr, I, 321-342; el-Meydânî, el-Lübâb, I, 59-62;
eş-Şîrâzî, el-Mûhezzeb, I, 51-54; Ibn Kudâme, el-Muğnî, I, 370-395;
ez-Zühaylî, a.g.e., I, 506 vd.).
NAMAZ - NAMAZIN ÖNEMİ
Eğer Islâm'i tek kelime ile anlatmamız istense, "Namaz"
diyebiliriz. Bu yüzden Allah Rasülü namazı, "dinin orta direği" diye
nitelemiştir.(el-Hindî age. I/278 (1372), Ebu
Naîm'den.)
İnsanlar Allah'ı tanımak için yaratılmışlardır. (K.
ez-Zâriyat (51 ) 56: Ayrıca bk, Aclûn[M1]î[M2], Kesfu'I-hafâ N/173.)
Allah'ı iyi tanımışlığın en güzel göstergesi namazdır.
Namazın
toplayıcılık niteliği vardır. Onda her türlü ibadetten bir parça bulunur.
(Imam Rabbani Mektubat'ında bunu güzel izah eder.)
Namazı
Yaratıcımız (c.c.) imana denk tutmus ve kıble değiştiginde, "geçmiş
namazlarımız boşa mi gitti?" diye soranlara, "Allah sizin imanınızı zayi
etmez" buyurarak, namazdan "iman" diye söz etmiştir. (K. Bakara (2)
143.)
Bu yüzden sevgili Peygamberimiz (s.a.s.)'in arkadaşları
da: "Biz namazdan başka hiçbir ibadeti terketmeyi küfre yani. kâfir olmaya
denk saymazdık" demişlerdir.
Dünyada en üst makamdan en aşağı
görülenine kadar herkesi aynı safta toplayıp, Allah'ın karşısında hepsinin
insan olarak eşit olduklarını namaz kadar vurgulayan bir başka eylem
yoktur.
İnsanın bedeninin gıdaya ve çeşitli vitaminlere
ihtiyacı olduğu gibi, ruhunun da gıdaya ve vitaminlere ihtiyacı vardır.
Ruhun temel gıdası namazdır. Ve insanın bedeni çeşitli kirlerle kirlendigi
gibi ruhu da kirlenir. Namaz bu her iki kiri de temizler.
Namaz
insanı yalnızlık duygusundan kurtarır. Günde en az beş defa tekbir alırken
dünyayı ve içinde bulunanları arkasına atan, bu hareketiyle en azından
şunları demek ister:
Bütün dünya bir yana olsa bana Allah'ım
yeter. Ben ondan başka boyun eğecek kimse tanımıyorum.
Allah-u
Ekber = En büyük Allah'tir, diyorum ve benim namazıma O'nun ihtiyacı
olmadığını da böylelikle itiraf ediyorum.
Namaz sevgili
Peygamberimiz aracılığıyla bizzat Yüce Allah'ımızın bize gönderdiği bir
hediyedir; onu nasıl reddederiz?
Namaz Miraç hediyesi olmakla
mü'minlerin Miracı sayılmıştır. Yani namaz insanı manâ âleminde
alabildiğine yükselten bir asansördür. Ona tutunmayanlar aşağıların
aşağısında kalacaklardır.
Namaza belki de en az muhtaç olan
insan, Allah'ın Rasûlü Muhammed'dir. Ama o, aynı zamanda namazı en iyi
anlayan insandır. Bu yüzden onun, ayakları şişecek kadar namaz
kıldığıolurdu. Aişe annemiz ona bir seferinde acıyarak: "Ey Allah'ın
Rasûlü, Allah senin geçmiş gelecek bütün günahlarını bağışladığını
söylüyor, öyleyse kendini bunca yormak niçin?" diye sorduğunda O
da:
"Sükreden bir kul olmayayım mi?" buyurmuştur. (Buharî
tefsir 48, teheccüd 6; Müslim, münafikûn 79, 81.) Demek ki namaz,
Allah'ımızın verdiği sayısız nimetlere karşı da bir şükür, yani
tesekkürdür.
Artık kalp temizliğinin nasıl olduğunu daha iyi
anlıyor olmalıyız. Demek ki, kalp temizliği namaz kılmamayı değil, daha
çok kılmayı gerektirir.
Ancak namazın bütün bu iyi etkileri
için bir şart vardır: Onu Allah'la yüzyüzeymis gibi kılmak. Yani "huşû" ya
da "ihsan". Kendisini Allah'la konuşuyor sayarak o şekilde namaz kılmak.
Onun için namaz kılanın önünden geçilmez. Konuşanlar, arasından geçmek
terbiyesizliktir.
Bu yüzden Allah, kurtuluşa erecekler
içerisinde öncelikle namazlarını "huşû" içinde kılanları sayar.
("Mû'minler elbette kurtulacaktır: Onlar ki, namazlarında huşuludurlar,
boş şeylerden yüzçevirirler, zekâtlarını verirler, ırzlarını korurlar..:'
K. Müminûn (23) 1-9.)
Bu yüzden Allah (c.c.) "Beni anmak için
namaz kıl." (Tâ-hâ (20) 14.) buyurur. Demek ki namaz Allah'ı anmak yani
zikretmek ve hatırlamak için kılınır.
Bu yüzden Allah (c.c.):
"dosdoğru kılınan namaz insanları her kötülükten alıkoyar." (Akebût (29)
45.) buyurur. Bunu herkes, kırk gün değil, sadece bir hafta, hattâ bir gün
huşû'lu namaz kılmakla açık seçik görür. Ama olabildiğince düşünerek,
olabildiğince kontaktta.
Bu yüzden Allah Rasûlü dünya
meşgaleleriyle yorulduğu ve sıkıldığızamanlarda: "Ey Bilal, kalk da bizi
ferahlat!" (Ebû Dâvûd, edep 78; Müsned V/364, 371.) yani, ezan oku da
namaz kılalım, buyururlardı.
Onun arkadaşlarından bazıları da
namaza durduklarında Allah'tan başka her şeyi unuturlardı. Hattâ birisinin
sırtına ok saplanmışti. Acısına dayanamadığı için çıkaramıyorlardı. Bu
yüzden o namaza durduğunda çıkardılar. Duymamıştı bile. (Benzer bir olay
için bk. Kandıhlevî, Hayâtu's-sahabe NI/605.)
Bir başkası,
namazda hatırına gelip kendisini Allah'ı anmaktan alıkoyduğu için, çok
değerli hurma bahçesini Allah Rasûlü'ne bağışladı. (bk. Kandıhlevî age
NI/544; Ibnü'I-münzir, et-Tergib I/316. )
Artık nasıl namaz
kılmayız? Nasıl AlIah'a kulluğu kabullenmeyiz? Nasıl çocuğumuza namaz
kıldırmamakla ona acıdığımızı zannederiz? Namazın yaşınıda, onu emreden
belirliyor ve elçisine: "Çocuklarınız yedi yaşına gelince onlara namaz
kılmayı öğretin ve onları namaza başlatin, on yaşına geldiklerinde de,
eğer namaz kılmadıkları olursa, dövün, yataklarını da ayırın." 24
dedirtiyor. Gerçekten de çocukken başlanılmayan şeylere sonradan alışmak
çok zordur.
NAMAZI BOZAN ŞEYLER
Namazı bozan
şeyler:
l. Unutarak da olsa
konuşmak,
2.Peygamberimizden nakledilmeyen ve insanların
sözlerine benzeyen duâlarla duâ etmek,
3.Ah! Oh! Üf! gibi
ünlemler kullanmak ,
4.Cennet ve Cehennemi düşünmek gibi şeyler
dışında, mesela bir yerinin acımasından ağlamak,
5.Özürsüz yere
boğazını temizlemek,
6.Aksiran kimseye karşılık olarak
"Yerhamükellah" ya da benzeri bir şey demek
7.Şaşırtıcı bir
habere "Sübhanellah" gibi bir ünlemle karşılık
vermek;
8.Birisinin ölüm haberine "istirca"da bulunmak, yani
"innâ lillahi ve innâ ileyhi râciun"
demek
9.Sevinçli bir
habere "elhamdülillah" demek ,
10.Allah'tan başka ilah var
mıdır? Sorusuna "Lâilâhe illallah" demek ,
11.Canını sıkan bir
söze "lâhavle velâ kuvvete..." demek, (Bu altı maddedeki cümleleri,
namazda olduğunu duyurmak için söylerse namazı
bozulmaz),
12.Imamından başkasının yanlışını
düzeltmek,
13.Selâm vermek, selâm almak,
14.Mushafı
yüzünden okumak, (yazıya bakıp ta anlamını kavramak
bozmaz),
15.Yemek, içmek (ağzında kalan nohuttan küçük şeyi
yutmak bozmaz),
16.Pis yere secde
etmek,
17.Dışarıdaki kimseyi namazda olup olmadığı konusunda
şüpheye düşürecek ölçüde hareket ve davranışta bulunmak (Amel-i
kesîr),
18.Bir namazda iken diğerine
başlamak.
Namazla Ilgili Diğer Bazı Konular
Nafile
namazlarda kıyamı, yani "Fâtiha"dan sonra okunan sureyi uzatmak, rekatleri
çogaltmaktan iyidir.
Nafile kılan, namazını bitirmeden bozsa,
onu kaza etmesi vacip olur.
Oturduğu yerde nafile namaz kılmak
caizdir, mekruh değildir.
Dört namazı özrü olmaksızın oturarak
kılmak câiz değildir:
1. Farzı,
2.
Vacibi,
3. Adağı,
4. Sabah namazının
sünnetini.
Sabah namazı vaktinde kılınamazsa, o günün öglesine
kadar sünnetiyle beraber kılınır.
Geçmiş namazların farz ve
vaciplerini kaza etmek gerekir.
Namazda yanılma secdesini
gerektiren birden çok yanılmaya, bir secde yeterlidir.
Namazı
ayakta kılmaya güç yetiremeyen, oturarak kılar, ona da güç yetiremeyen,
yüzü kıbleye gelmek üzere başı ile ima ederek kılar. Onu da yapamayan
namazlarını sonraya bırakır, gözü ve kaşı ile ima
etmez.
Kur'ân-ı Kerim'de ondört yerde geçen secde âyetlerinden
birini okuyan ya da dinleyen, namazın bir tek secdesi gibi bir secde
yapar.
Sefer müddeti yolculuğa çıkanlar, dört rekâtli farz
namazlarını iki rekât olarak kılarlar. Üç rekât olanlar ise yine üç rekât
olarak kılınır.